İnternet ve beyin

İnternete bağlı olduğumuzda, konudan konuya sörf yaparken çok sayıda bilgiyi hızla tarayabiliriz. Kimi zaman çılgınlık boyutlarına varan bu faaliyet, eller, gözler ve kulaklardan sürekli bir duyusal girdi akışının yarattığı bir dağınıklık yüzünden, beynimizin en güçlü iki işlevinin, yani yoğunlaşma ve odaklanmanın yerini alıyor.

Ellerimiz ve parmaklarımız klavyenin tuşlarında bir şeyler yazmakla, sayfayı aşağı indirmekle ve linklere tıklamakla meşgul olurken; gözlerimiz, sürekli bir görüntü ve metin akışına tepki veriyor ve genellikle de dikkatimizi asıl amacından uzaklaştıran bağlantıların etkisi altına giriyor. Bu arada, kulaklarımız yeni bir e-posta, tweet ya da mesajın geldiğini haber veren ses sinyallerini işitmek için tetikte bekliyor. Bütün bu duyusal girdiler, beynimizdeki sınırlı dikkat kaynakları için birbiriyle yarışıyor. Bu süreçte, birkaç duyu kanalı üzerinden gelen çok sayıda uyarıcı, beynimizin esnekliğine cevaben nöron devrelerimizi yeniden yapılandırıyor. Nicholas Carr, The Shallows: What the Internet Is Doing to Our Brains (Sığlıklar: İnternet Beyinlerimize Ne Yapıyor?) adlı kitabında, “İnternet tam da beyin devrelerimiz ve işlevlerimizde güçlü ve hızlı değişikliklere yol açtığı gösterilmiş tipte (tekrarlayan, yoğun, etkileşimsel, bağımlılık yaratan) duyusal ve bilişsel uyarıcılar sunuyor,” diye yazıyor.

En fazla etkilenenler, duyusal bakımdan aşırı yüklenmeye ve internet kullanımına eşlik eden aynı anda birkaç iş birden görmeye en fazla yatkınlık gösteren, dikkatle ilgili beyin devreleridir (frontal, paryetal ve insular korteksin yanı sıra anterior singulatı da içeren geniş bir ağ). Taşınabilir cihazların giderek popülerleşmesi sayesinde, teknolojiye dayalı dikkat hataları da giderek artmaktadır. Dikkat dağınıklığına her yerde rastlanmaktadır: Yayalar bir gözleri cep telefonlarındayken karşıdan karşıya geçer; öğrenciler ders sırasında birbirlerine mesaj gönderir; dostlar kulakları cep telefonlarının titreşimlerinde olduğundan sohbetlere yarım ağız katılır. Kısa dikkat aralığı, iletişimde kural haline gelmektedir. Kısa süre önce, uluslararası bir şirketin insan beyni hakkında “her şeyi” öğrenmek isteyen çalışanlarına bir konferans vermem istendi; bu arada, konuşmamın 15 dakikadan fazla süremeyeceği söylendi.

Bir yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir